İnsan Kaynakları uzun yıllardır işe alım süreçleriyle anılıyor. Doğru adayları bulmak, pozisyonu hızla doldurmak, “uyumlu” çalışanları seçmek... Ancak artık işin doğası değişti. Bugünün en değerli başarısı; doğru kişiyi bulmak değil, onun kalmasını sağlayacak bir ortam yaratabilmektir. Çünkü yetenek sadece bir pozisyonu doldurmaz; gelişmek, katkı sunmak ve ait hissetmek ister.
Yetenek Avı Bitti, Şimdi Sahip Çıkma Zamanı
Günümüz çalışanı artık sadece iş aramıyor; kendine alan, anlam ve aidiyet arıyor. CV’ si güçlü bir çalışan, eğer bulunduğu ortamda değer görmediğini hissediyorsa, gelişeceğine inanmıyorsa ya da yaptığı iş ona anlam katmıyorsa, fazla beklemez. Sessizce uzaklaşır. Çoğu zaman bunu fark ettiğinizde, çoktan yeni bir yol seçmiştir bile.
Şirketler hala “Neden iyi aday bulamıyoruz?” diye sorgularken, aslında sormaları gereken soru şu:
“Bulduğumuz yetenek neden kalmıyor?”
Neden Gitmeyi Tercih Ediyorlar?
İşten ayrılmak artık sadece bir “daha iyi maaş” meselesi değil. Araştırmalar, işten ayrılan çalışanların çoğunun temel gerekçesinin kurum içi sorunlar olduğunu gösteriyor: Gelişim fırsatlarının yetersizliği, adil olmayan terfiler veya kararlar, kendini ifade edememe, fikirlerinin yok sayılması, yöneticiden kaynaklı motivasyon kaybı, çalışma kültürünün kişisel değerlerle çatışması.
Yani kişi “kaçtığı” için değil, “tutulmadığı” için gidiyor.
Tutmak İçin Ne Yapmalı? Gerçek Sanat Burada Başlıyor
1. Anlam Yaratın, İş Tanımı Değil Amaç Sunun.
Bir çalışan her sabah sadece maaş bordrosu için uyanmaz. Artık çalışanlar sadece görev yapmak istemiyor; yaptıkları işin arkasında bir amaç ve değer arıyorlar. O yüzden çalışanınıza sadece "ne" yaptığını değil, "neden" yaptığını da hissettirmelisiniz.
Küçük bir görevin bile büyük resimdeki yerini göstermek, kişiye aidiyet kazandırır. Bir işi gerçekten önemseyen kişi, sadece görevini değil, çalıştığı yeri de sahiplenir.
2. Gelişim Fırsatları Sunun, Yerinde Sayanı Kaybedersiniz
Yetenek, hareketsiz durmaz. Ya gelişir ya da başka yere yönelir. Eğitim fırsatları, iç terfi imkanları, mentorluk sistemleri; tüm bunlar bir çalışana “seninle birlikte büyümek istiyoruz” demenin en net yoludur.
Kendini geliştiremediğini düşünen biri, o masada çok uzun oturmaz. Kurumun rotasında çalışanı da taşıyan bir yön varsa, orada kalıcılık vardır.
3. Kurumsal Samimiyet: Vaat Değil Gerçeklik İstiyorlar
Güzel yazılmış vizyon cümleleri yetmiyor. Çalışanlar bugün daha bilinçli, daha dikkatli. Söylenenle yaşanan tutmuyorsa, güven hızla sarsılır.
Adalet, eşitlik, şeffaflık… Bunlar artık sadece İK kitaplarında değil, gerçek ofis hayatında görmek istedikleri şeyler. Samimi bir kültür; bağlılık yaratır, dedikoduları değil gelişimi besler.
Bulmak Kolay, Korumak Zor
Birini işe almak dakikalar sürebilir. Ancak onu orada tutacak güveni, anlamı ve bağlılığı oluşturmak; zaman, emek ve farkındalık ister.
Bugünün İK’sı sadece “insan kaynakları yönetimi” değil; aynı zamanda duygu yönetimi, bağ kurma ve sadakat yaratma işidir. Yetenekli biri elinizden kayıp gittiğinde sadece bir çalışanı değil, belki de gelecekteki en değerli katkıyı kaybediyorsunuz.
Yeteneklerin Kalmayı Seçtiği Bir Kültür İnşa Etmek
Kalıcı bir çalışan bağlılığı için öncelikle çalışanı bir kaynak değil, bir değer olarak görmek gerekir. İnsan Kaynakları’nın en temel dönüşüm noktası da burada başlar: işe alım sürecinden çok, ilişki yönetimi ve sürdürülebilir bağlılık yaratmak üzerine odaklanmak. Çünkü yeteneği elde tutmak, bir süreç değil, bir anlayış meselesidir.
Günümüz çalışanı, çalıştığı kurumun kültüründe kendi yansımasını görmek istiyor. Bireysel farklılıkların kabul edildiği, geri bildirimlerin cezalandırılmadığı, kapsayıcı ve esnek bir ortamda çalışmak, artık bir ayrıcalık değil, bir gereklilik. Bu nedenle, organizasyonların iç iletişimi güçlendirmesi, çalışan sesine kulak vermesi ve karar alma süreçlerinde katılımcı bir yapıya yönelmesi büyük önem taşıyor.
Unutulmamalı ki çalışanlar, yalnızca işlerini değil; hissettiklerini, hayallerini ve potansiyellerini de kurumlarına taşır. Bu potansiyeli desteklemek; sadece çalışanı değil, şirketin geleceğini de büyütür. Asıl başarı, yeteneği bulmak değil, o yeteneğin 'neden kalmak istediğini' her gün yeniden inşa etmektir. Artık sadece işe alan değil, güven veren; sadece yöneten değil, değer katan kurumlar kazanıyor. Çünkü insanlar çalıştıkları yerlerde sadece kariyer değil, kimlik de inşa ediyor. Bu yüzden İK’nın bugünkü rolü, yetenekleri seçmekten çok, onlara “senin yerin burası” dedirtebilmektir.
Gerçek bir aidiyet duygusu, bordrolarla değil, bağ kurarak oluşur. Kurumlar ne kadar insan odaklı, şeffaf ve samimi olursa; yetenekler de o kadar kalmak ister.
Unutmayın; çalışanlar en çok kendilerini değerli hissettikleri yerlerde üretken, yaratıcı ve sadık olurlar. Çünkü bir çalışan için en kıymetli şey; sadece işinin değil, varlığının da fark edildiği bir yerin parçası olmaktır.
O halde soru net: Sizce sizin kurumunuz, çalışılacak bir yer mi; yoksa kalınacak bir yer mi?
Hiç yorum yok: